içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

DÜĞÜNLERDE SİLAH İLKELLİĞİ!!!!

Yıllardan beri hep kafamı kurcalayan bir konu var. Her karşılaştığımda her duyduğumda içimi burkan ve hiçbir anlam veremediğim, yadırgadığım hatta çok ilkel bulduğum bir konu; düğünlerde silah atılması. İki hafta kadar önce okuduğum bir yazıyla tekrar burkuldu yüreğim.

*Şöyle yazıyordu haberde; Gaziantep’te düğüne katılan bazı kişiler ‘’pompalı tüfekler’’ ve ‘’tabancalarla’’ havaya ateş açtı. Devamında ise; Hüseyin CENNET ‘’oyun oynadığı sırada’’ diye yazıyordu.

*Evet, yarıda kalmıştı Hüseyin yavrumuzun oyunu. Çok erken gitmişti CENNETe. Hem de iki genç insanın hayatlarını birleştireceği en mutlu günlerinde.

*Düşünsenize bir yandan çalan davul zurnaların, bir yandan halaylar eşliğinde atılan zılgıtların sesi ve bir yandan da orta yerde koşuşturup oynayan çocukların sesi. Hepsi birbirine karışmış yankılanırken gökyüzünde, birden bire her şey susuyor ve rastgele havaya atılan mermilerin sesi bastırıyor toplanan kalabalığın coşkusunu.

Bunca yıllık meslek hayatımda Acil Servislerde o kadar çok karşılaştım ki bu tür ilkelliklerle. Toplum olarak o kadar çok karşılaştık ki bu şekilde ölen, sakat kalan ve de çeşitli şekillerde yaralanan insanlarla. Hatta kendi düğünlerinde ölen, yaralanan, gelinle damatları bile yaşadı bu ülke.

Sadece düğünler mi?

Elbetteki hayır.  

Oy verdiğin parti kazandı ya da ne bileyim tutuğun takım şampiyon oldu,  hadi havaya ateş! Pompalı, tabanca, av tüfeği ne varsa.

Küçücük bir erkek çocuğuydu, büyüdü delikanlı oldu kına yakıp ellerine, gönderirken askere, evet yine havaya ateş.

Ay tutulmasında bile boş durmuyoruz birçok yerde. Tabi ertesi gün; ‘’maalesef maganda kurşununa bir can daha verdik’’ diye atılıyor başlıklar.

Neden bir türlü önüne geçilemiyor bu tür cinayetlerin!

Düşünmeden sorgulamadan edemiyor insan. Nasıl bir gelenektir bu, nasıl bir cehalet, nasıl bir eğlence anlayışı ve neden hala devam ettirilir?

Hangi egomuzu tatmin etmek istiyoruz ya da kendimizce neyin ispatını yapmaya çalışıyoruz. Göstermeye çalıştığımız nedir? Belimizdeki silahımız mı, yiğitliğimiz mi yoksa erkekliğimiz mi?

Neden,  her konuda yüzlerce, binlerce demeç veren siyaset ve devlet adamlarımız böylesine önemli bir konuda doğru dürüst beyanlarda ve söylemlerde bulunmazlar.

Neden, hep es geçilir toplumun, kanayan bu yarası. Hiçbir zaman 25 kuruşluk poşet kadar bile gündeme gelmedi bu konu.

Neden, 19. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı Döneminde dahi yasaklanan hatta dönem dönem ağır cezalar bile konan bu ilkel uygulama 21. Yüzyıla geldiğimizde hala devam etmektedir.

Neden, halkı yeterince aydınlatmak ve bilinçlendirmek için gerekli adımlar atılmaz, neden gerekli önlemler alınmaz.

Şehrin dört bir tarafını etkili billboardlarla süsleyen belediyelerinde, eşlik ettiği hatta öncülük ettiği bir kampanya başlatılamaz mı? Televizyonlarda kamu spotları, diziler ve filmler aracılığıyla gerekli mesajlar verilemez mi?  Radyolarda sık sık uyarılar yapılamaz mı? Hatta bu konuda mağduriyet yaşamış aileleri bulup konuştursak ve onların verdiği mesajlara sıkça yer versek, sorunun çözümünde çok etkili olmaz mı? 

Bütün bunlar yetmeyecek ama. Çünkü bu konunun çözümünde gerek siyaset adamları gerekse mülki amirlerin daha fazla inisiyatif alması gerekmektedir. Söylemlerini ve önlemlerini biraz daha artırmaları gerekmektir. Yoksa böyle sürüp gidecek bu ilkel gelenek.

Bundan sonra bu tür acıların bir daha yaşanmaması için küçük bir adım atsak diyorum. Örneğin; 2020 yılını

‘’2020 Silahsız Düğün, Silahsız Kutlama Yılı’’  olarak ansak?

Sonrasında nasılsa büyüyecektir, o küçük adımlar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum